SOKAKTA YAŞAYAN VE ÇALIŞTIRILAN ÇOCUKLAR

Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olgu olarak çocukluk önemli bir döneme işaret etmektedir. Gelecekte üreten bir nesil olabilmek için çocukluk yılları önemlidir. Bu husus çocuğun temel ihtiyaçlarının olduğunu gündeme getirmektedir. Buna karşılık dünya üzerinde çocukların önemli bir bölümü yeterli yaşam standartlarına ulaşamamıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde sokakta çalışmak sosyo-ekonomik olgunun bir sonucudur.

Çocuklar simit ve mendil satarak, ayakkabı boyayarak, cam silerek ve dilendirilerek yani emekleri sömürülerek istismara uğramaktadır.

Sokakların çocuklar için yaşam veya çalışma alanı olarak ortaya çıkması yeni bir olgu değildir. Tarih boyunca çocuklar ekonomik bir araç olarak görülmüş ve bu durum günümüze değin süregelmiştir. Yoksulluğun ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderek artması bu olgunun devamını sağlamıştır.

Sokakta yaşayan ve çalışan çocuk olgusu 1980’li yılların başlarında gündeme gelmiştir. Ancak tarihi Osmanlı dönemine kadar uzanmaktadır. 1950’lerde kentleşmenin yaygınlaşması ve kırsaldan kente göçün artması sebebiyle kent nüfusunda büyük artış olmuştur. Yine 1990’lı yıllarda terör sebebiyle kente göç eden insanlar, kente tutunma stratejisi geliştirememiş ve ailelerde çözülmeler olmuştur. Bu yıllarda başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere, Mersin, Adana, Antalya, Diyarbakır, Şanlıurfa ve birçok ilde sokakta çalışan çocuk sayısında patlama yaşamıştır.

İstanbul, sokakta yaşayan ve çalıştırılan çocuklar sorununun yoğun biçimde yaşandığı kentlerin başında gelmektedir. Son yıllarda yaşanan hızlı nüfus artışı, yoksulluk ve kente adaptasyon nedeniyle sokaktaki çocuk sorunu daha görünür bir hal almıştır. İstatistiklerde yer alan sokakta yaşayan ve çalışan çocuklarla ilgili oranların yüksekliği, sorunun büyüklüğünü göstermesi açısından son derece anlamlıdır.

Ülkemizin bazı illerinde yapılan bazı araştırmalara göre, sokakta yaşayan veya çalıştırılan çocukların genellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinden göç eden ailelere mensup oldukları dikkati çekmektedir. Bu durum da sokakta çalıştırılan çocuklarla göç arasındaki ilişkiyi belirgin bir biçimde ortaya koymaktadır. Araştırmalardaki bulgulardan en dikkat çekici olanı ise ailelerin, çocukların sokakta bulunmalarını normal karşılamalarıdır.

Sokakta çalıştırılan çocukların babalarının büyük bir çoğunluğu işsiz, annelerinin ise küçük bir kısmı çalışmaktadır. Dolayısıyla aileler çocukların sağlayacağı gelire muhtaç haldedir. Sokakta çalışan çocukların çoğunluğu okul çağında olmalarına rağmen okula gitmemektedir. Çocukların çoğunluğunu erkekler oluşturmaktadır. Ailelerin gelir durumunun düşüklüğü bu durumun temel nedenidir. Bunun yanı sıra kız çocuklarının ve küçük çocukların toplumsal merhamet duygularını daha iyi kullandıkları gözlemlenmektedir. Kız çocukları 9-11 yaşları arasında sokakta çalıştırılmakta, bu yaştan sonra ergen kabul edilmekte ve sokağa çıkmaları uygun görülmemektedir.

Son yıllarda Suriyeli vatandaşların Türkiye’ye gelmesiyle Suriyeli çocukların dilendirilerek çalıştırılması olgusu da gündemi meşgul etmektedir. 5236 sayılı Kabahatler Kanunun 33.maddesi gereğince, “Dilencilik yapan kişiye elli Türk Lirası idari para cezası verilir.”

Buradaki ceza yetersizdir. Kaldı ki; çocukların dilendirilerek emeklerinin sömürülmesi kabahat olarak değil, suç olarak değerlendirilmelidir. Zira ortada kabahat değil “kasıt” unsuru bulunmaktadır. Çocuklar aileleri veya başkaları tarafından bilerek ve isteyerek sömürülmektedir. Verilen cezalar da caydırıcı olmadığından çocuğun emeğinin sömürülmesi yoluyla istismarı artarak devam etmektedir.

 

 

Etiketler: , , ,
Av. Ozan Kayahan
Av. Ozan Kayahan

Avukat Ozan Kayahan 1973’de İzmir’de doğmuştur. 1999 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Askerlik görevini 2001 yılında kısa dönem olarak tamamladı. 2001–2005 yılları arasında farklı hukuk bürolarında avukat olarak çalıştı. 2004 yılında İstanbul'a yerleşti. 2005 yılında Kayahan Hukuk Bürosunu kurdu. 2005 yılından bu yana Kayahan Hukuk Bürosunda kurucu avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir. Kaleme aldığı ve ülkemizde yaşanan hukuksal sıkıntıları konu alan pek çok makalesi değişik yayın organlarında yayımlanmıştır. Avukat Ozan Kayahan, hukuki savunmalarında yasaların tam anlamıyla ve tavizsiz uygulanması prensibini benimsemiştir. Bilhassa yasa uygulayıcılarının, uygulanması gereken yasayı orantısız bir takdir hakkı ile uygulamasına karşı her zaman etkili ve dik duruş göstermektedir.

0 yorum

Cevapla

Tartışmaya katılmak mı istiyorsunuz?
Katkıda bulunmak için çekinmeyin!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir