ÇOCUĞUN CİNSEL İSTİSMARI ve SARKINTILIK SUÇLARI TCK 103

Çocuğun cinsel istismarı birçok farklı şekilde ve mecrada ortaya çıkmaktadır. İstismarın en yaygın gerçekleştiği yerler toplu taşıma ve ulaşım araçlarıdır. Oldukça sık duyduğumuz ve basından takip ettiğimiz üzere, yoğunluk nedeniyle ayakta seyahat edilen ulaşım araçlarında kadınlar ve kız çocukları kalabalık yaygın olarak cinsel istismara uğramaktadır.

Bizlerin durumu kanıksayarak olayın sarkıntılık seviyesinde değerlendirilmesi suçun cezasını hafifletecek ve çoğu zaman suç konusu eylemi tolere edilebilir gösterecektir. Kanaatimizce ulaşım araçlarında gerçekleşen cinsel istismar eylemlerinin yaygın olmasının en önemli nedenleri; mağdurenin çoğu zaman sessiz kalması, utanması, eylemin cezasız kalacağını düşünmesi ve şüphelinin sıkışıklığı bahane ederek olayı örtbas edecek saldırgan bir tutum içine girmesidir. Bu tarz cinsel istismar olaylarının sarkıntılık olarak değil de, cinsel istismar olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi örnek bir karar vermiştir.

İstinaf Mahkemesi söz konusu kararında; yerel mahkeme tarafından ‘sarkıntılık’ nitelemesi ile verilen 3 yıl hapis cezasını, suçun yanlış nitelendirildiği ve “cinsel istismar” olduğu gerekçesi ile kararı bozarak 6 yıla çıkarmıştır.

Karara konu olay 14 Mart 2017 tarihinde Sakarya Karapürçek’te gerçekleşti.Okuldan dönen lise öğrencisi Ş.A., yolculardan Musa G. İsimli 43 yaşındaki bir erkeğin tacizine uğradı. Musa G ayakta seyahat eden Ş.A.’nın arkasından vücudunu ona dokundurmak suretiyle taciz etti. Rahatsız olan genç kız yerini değiştirmek isteyince bu defa kızın kalçasını sıktı. Bu defa da yerini değiştiren kızın yanına giderek tekrar taciz edince, genç kız bu defa dayanamayıp göz yaşları içinde durumu otobüs şoförüne bildirdi.

Şoför otobüsü karakola götürdü, ŞA şikâyetçi oldu. Musa G, Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde düzenlenen “çocuğun cinsel istismarı” suçundan tutuklandı, hakkında ceza davası açıldı.

ŞA mahkemede verdiği ifadesinde, şüphelinin sürekli kendisine çarptığını, daha sonra vücudunu yapıştırdığını, nefes alışlarını duyduğunu ifade etti. Yan döndüğünde Musa G’nin kendisine sırıttığını, mağdure geçmek istediğini söylediğini, ancak elini çekmeyince elini iterek geçtiğini belirtti. Bu defa geçerken kalçasını sıktığını, o esnada panik olduğunu, inmeyi düşündüğünü, ancak hemen sonra tekrar kalçasını sıktığını ekledi. Bunun üzerine ağlayarak durumu şoföre haber verdiğini ve karakolda şikâyetçi olduğunu belirtti.

Musa G ise savunmasında, neden suçlandığını bilmediğini, mağdurenin kalçasını kesinlikle sıkmadığını, elinin demirde olduğunu söyledi. Ayrıca böyle bir durumda mağdurun bağırması gerektiğini, ancak bağırmadığını ekledi.

Yerel Mahkeme kamera kayıtlarını inceledi. Kayıtlar suça konu eylemlerin gerçekleşmiş olduğunu gösterdi. Bunun üzerine Mahkeme eylemlerin “sarkıntılık” düzeyinde kalan cinsel istismar” olduğu gerekçesiyle sanığa 3 yıl hapis cezası verdi. Karar temyiz edildi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi kararı bozdu. İstinaf mahkemesi bozma gerekçesinde, sanığın eyleminin sarkıntılık boyutunu aştığına karar verdi. Sanığın mağdureye karşı pozisyonunun normal bir yolculuk pozisyonu olmadığını belirtti. Sanığın mağdureye karşı sürtünmek ve iki kere kalçasını sıkmak suretiyle cinsel istismar suçunu işlediğini ifade etti.

Yerel Mahkemenin yargılamaya konu suçu sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel istismar olarak yorumlayarak sanığa 3 yıl hapis cezası vermesi karşısında İstinaf 17. Ceza Dairesi, otobüsün köşe kısmında sanığın mağdurenin arkasında uzun süre kalması, burada eylemlerini sürdürmesi, mağdure oradan ayrıldıktan sonra yine mağdurenin arkasına gelerek fırsatını kollayıp, kalçasını sıkmasının sanığın suç işlemedeki kararlılığını, azmini ve eylemin sürekliliğini gösterdiğini ifade etti.

Ceza Dairesi, devam eden bu eylemlerin ani ve kısa dokunuşların ötesinde, mağdureye karşı cinsel kasıtla yapılan dokunmalar olduğunu, bu nedenle sarkıntılık boyutunu aşarak basit cinsel istismar suçu kapsamına girdiğini ifade etti. Zararın boyutu ve suçun işlenmesindeki özellikler dikkate alınarak, takdiren alt sınırdan ceza tayini ile 8 yıl hapis cezası verilmesi gerektiğine karar verdi. Sanığın suçunu inkâr etmesi ve herhangi bir pişmanlığı olmaması sebebiyle hakkında takdiri indirim uygulanmadığını belirtti.

Etiketler: , , , ,
Av. Ozan Kayahan
Av. Ozan Kayahan

Avukat Ozan Kayahan 1973’de İzmir’de doğmuştur. 1999 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Askerlik görevini 2001 yılında kısa dönem olarak tamamladı. 2001–2005 yılları arasında farklı hukuk bürolarında avukat olarak çalıştı. 2004 yılında İstanbul'a yerleşti. 2005 yılında Kayahan Hukuk Bürosunu kurdu. 2005 yılından bu yana Kayahan Hukuk Bürosunda kurucu avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir. Kaleme aldığı ve ülkemizde yaşanan hukuksal sıkıntıları konu alan pek çok makalesi değişik yayın organlarında yayımlanmıştır. Avukat Ozan Kayahan, hukuki savunmalarında yasaların tam anlamıyla ve tavizsiz uygulanması prensibini benimsemiştir. Bilhassa yasa uygulayıcılarının, uygulanması gereken yasayı orantısız bir takdir hakkı ile uygulamasına karşı her zaman etkili ve dik duruş göstermektedir.

0 yorum

Cevapla

Tartışmaya katılmak mı istiyorsunuz?
Katkıda bulunmak için çekinmeyin!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir