AİLE İÇİ CİNSEL İSTİSMAR “ ENSEST ”

Türk Psikiyatri Derneği (TPD) ensesti “Anne-baba yakınlığına ve otoritesine sahip bir yetişkinle, bir çocuk veya ergen arasındaki her çeşit cinsel ilişki” olarak tanımlamaktadır.

TPD devamla, “cinsel ilişkiden kast edilen; gizli tutulmaya çalışılan bütün cinsel içerikli temaslardır. Ruhsal açıdan, temasın gerçek doğasından çok, cinsel motivasyonu ve saklı tutulması önemlidir.” demektedir.

Ensestte önemli ve belirleyici olan kan bağı değildir. Yetişkinin çocuk üzerindeki anne-baba hâkimiyetine sahip olması yeterlidir. Önceden sadece biyolojik yakınlığı olan kişiler arasındaki cinsel ilişki ensest olarak tanımlanırken, günümüzde kan bağı olan veya  olmayan, yakın veya uzak hısım ve akrabalar ile çocuğa bakım  veren tüm yetişkinleri kapsamaktadır.

Ensest, çocuğun beden bütünlüğünü, mahremiyetini ve cinsel haklarını elinden almaktadır. Aile bütünlüğünü bozmamak adına gizli kalarak yetişkinlikte de devam etmekte, çocuğun maruz kaldığı ruhsal, sosyal ve cinsel yaşam sorunlarını yetişkinliğine de taşımaktadır.

Psikolojik olarak ensest vakalarında düşünülen risk faktörleri şu şekilde örneklenebilir:

*Alkolik baba
* Otoriter baba
* Annenin olmayışı

* Anne babanın bitmiş ya da sorunlu cinsel yaşantılarının olması
* Çocuğun insanlara yakın ilişki kurmasına izin verilmemesi,
* Anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı,

Cinsel istismara uğramış olan çocuklarda; parmak emme, tırnak yeme, uyku bozukluğu, karşı cinsin yanında güvensizlik ve kaygı bozukları görülebilmektedir. Daha büyük çocuklarda suçluluk hissi ve depresyon görülebilir.

Yapılan araştırmalarda cinsel istismar faillerinin çoğunlukla cinsel istismara uğramış kişiler olduğu görülmüştür. Nitekim cinsel istismar çocuğun ebeveyn ve cinsel olarak fonksiyonlarını etkilemektedir.

Cinsel saldırının ensest kapsamında olması, Türk Ceza Kanunu’nun 103/3-c bendine göre cezayı artıran bir durumdur. Kanun düzenlemesine göre, çocukların cinsel istismarı suçunun üçüncü derece dâhil, kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey anne, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesi halinde ceza yarı oranında arttırılacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017 yılında verdiği kararında mağdure çocuğun sonradan suçun oluşmadığına ilişkin beyanına rağmen, sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Ceza Genel Kurulu kararına konu olay, 2016 yılında İzmir’de gerçekleşmiştir. On dört yaşını doldurmuş çocuk mağdure, 7. sınıftan beri babasının kendisine taciz uyguladığını iddia etmiş, olay okul idaresi aracılığıyla savcılığa intikal etmiştir.

Adli Tıp tarafından yapılan incelemede mağdurenin bakire olduğu, anal yoldan organ sokma eyleminin tıbbi delillerine rastlanmadığı, ancak olayın üzerinden zaman geçmiş olması sebebiyle iyileşmiş olabileceği kanaatine varılmıştır. Hastanede yapılan incelemede, mağdurenin yalnız kalmaktan, erkeklerden ve ailesinden ayrılmaktan korktuğu, uykusunun düzensiz olduğu ve depresyon tariflendiği belirtilmiştir.

Mağdure çocuk izlem evinde yapılan incelemede ise mağdurenin ifadesinde; babasının yedinci sınıftan itibaren kendisini taciz etmeye başladığı, göğüslerine dokunduğunu, bir sabah uyandığında üzerinde olduğunu, cinsel organıyla cinsel bölgesine sürtündüğünü, popo bölgesine yani kaka yaptığı yere parmak sokmak suretiyle dokunduğunu,  daha sonra annesine olayı anlattığını, sanığın inkar ettiğini vb. ifadelerinden mağdurenin cinsel istismara uğradığı kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.

Mağdure daha sonra verdiği ifadede, daha önce anlattıklarının gerçek olmadığını, baskıcı tavırları nedeniyle babasını evden uzaklaştırmak için böyle bir yöntem bulduğunu söylemiştir. Sanık baba iddiaları reddetmiş, mağdureye olan baskıcı tavırları nedeniyle ve davranışlarını düzeltmesi evlendireceğini söylemesi üzerine böyle bir şey yapmış olacağı savunması ile suçlamaları reddetmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın mağdureye karşı cinsel istismar suçunu işlediği, mağdurenin ifadesini sanığı atılı suçtan kurtarmaya yönelik olarak değiştirdiği kanaatine varmıştır. Kurul, suçun niteliğinin belirlenmesine ilişkin değerlendirmede her ne kadar anal yoldan organ veya cisim sokma eyleminin tıbbı delillerine rastlanmadığı ve sanığın suçun nitelikli halini gerçekleştirdiğine ilişkin bir delil olmaması karşısında, sanığın mağdureye karşı basit istismar suçunu birden fazla işlediği kanaatine vararak sanığın TCK 103/1-1 gereğince cezalandırılmasına karar vermiştir.

Etiketler: , , , , , , ,
Av. Ozan Kayahan
Av. Ozan Kayahan

Avukat Ozan Kayahan 1973’de İzmir’de doğmuştur. 1999 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Askerlik görevini 2001 yılında kısa dönem olarak tamamladı. 2001–2005 yılları arasında farklı hukuk bürolarında avukat olarak çalıştı. 2004 yılında İstanbul'a yerleşti. 2005 yılında Kayahan Hukuk Bürosunu kurdu. 2005 yılından bu yana Kayahan Hukuk Bürosunda kurucu avukat olarak meslek yaşamını sürdürmektedir. Kaleme aldığı ve ülkemizde yaşanan hukuksal sıkıntıları konu alan pek çok makalesi değişik yayın organlarında yayımlanmıştır. Avukat Ozan Kayahan, hukuki savunmalarında yasaların tam anlamıyla ve tavizsiz uygulanması prensibini benimsemiştir. Bilhassa yasa uygulayıcılarının, uygulanması gereken yasayı orantısız bir takdir hakkı ile uygulamasına karşı her zaman etkili ve dik duruş göstermektedir.

0 yorum

Cevapla

Tartışmaya katılmak mı istiyorsunuz?
Katkıda bulunmak için çekinmeyin!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir